14 Aralık 2015 Pazartesi

KİTAP ALIŞVERİŞİ

Kitap alışverişi yaptım nerden yaptım diye soruyorsanız
sanki görende çok yaptım zannedecek Vintage Bir Aşk kitabını aldım çünkü indirime girmiş normalde 20 tl olan kitap %50 indirimle 10 tl de düşmüştü ne zamandır almak istiyordum ve bu fırsatı kaçırmak istemedim,sizde benim gibi bu kitabı merak ediyorsanız bi göz atın derim.Vintage aşığı biri olarak bu kitabı kaçırmak istemedim.Neredeyse bütün dillerde çevirisi olmuş altta sizler için diğer ülkelerin kapak tasarımlarını buldum.

Şimdi kitabın tanıtım yazısı ekleyeyim ;


Her Elbisenin Bir Hikayesi Var. Her Kadın Gibi...

Vintage bir elbise aldığınızda, sadece kumaş ve dikiş değil, hiç tanımadığınız birinin geçmişinden de bir parça alırsınız.
Phoebe Swift, her zaman kendine ait bir vintage dükkanı açmanın hayalini kurmuş ve bütün ayrıntıları düşünmüştü: Saten elbiselerin yanında asılı duran Vivienne Westwood eteklerden pullu mezuniyet tuvaletlerine kadar...
VillageVintage açıldığında, peri masallarından fırlamış gibi duran elbiseleri deneyen müşteriler, Phoebe için müthiş bir heyecan kaynağı olmuştu. Hayalleri gerçekleşmişti. Ama geçmişindeki bir sır, yeni macerasına gölge düşürüyordu.
Derken, koleksiyonunu satmak isteyen Fransız bir kadınla, Thérèse'le tanıştı. Ancak yaşlı kadının, ayrılmak istemediği bir parça vardı... Thérèse, mavi ceketin hikayesini anlattıkça Phoebe, onun hikayesiyle kendi hayatı arasında bir bağ kuracaktı. Geçmişin acılarını iyileştirecek ve yeniden sevebilmesini sağlayacak bir bağ...

"Sıcak, esprili bir romantik komedi. Muhteşem!"
Express

"Wolff'un hikayenin kolaylıkla akmasını sağlayan hafif bir dokunuşu ve akıcı bir kalemi var."
Marıe Claire

"Beklediğinizden çok daha derin ve hassas... Gerçek bir keyif. İnsanların zaaflarına sıcak ve zekice yaklaşıyor."
Kırkus Review Uk

"Dostluğun gücü üzerine büyüleyici bir hikaye... Bir romandan öte, mutluluğun tarifi."
Anne Fortier

Sayfa Sayısı: 410
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları












3 Aralık 2015 Perşembe

SEVGİLİ GÜNLÜK

 Sevgili Günlük,
 Yağmur yağıyor ,pencerenin yanına oturdum tabi kitaplarımıda aldım,hayatımda vazgeçemeyeceğim şeylerden bazılarıda kitaplarımdır.Kahvemi aldım elime başladım yağmuru izlemeye, o kadar güzel yağıyorki insana huzur veriyor.Yağmur durunca o toprak kokusu tabi anlatılmaz yaşanır.Kış geldi havalar çok soğudu üşüyorum.Kahvenin sıcaklığı içimi ısıtmaya başlayınca kitabımı okumaya daldım,birde baktım saat gecenin 1 i bulmuş,kitap okuyunca kendimden geçtiğim doğrudur.Bugünlük benden bu kadar, başka zaman görüşmek üzere hoşça kal hemi... :)

Büyük Sürgün Kafkasya Başlıyor!



TRT1'in yeni dizisi Büyük Sürgün Kafkasya 15 Aralık Salı günü ilk bölümüyle ekrana geliyor.Sadece 4 bölüm  ekranlara gelecek olan  Büyük Sürgün, 1944 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in emriyle sürgün edilen Ahıska Türklerinin trajik hikayesini anlatıyor. Yaşadıkları topraklardan sürgün edilen binlerce insanın; sahipsiz, unutulmuş bir halkın yürek burkan hikayesi.


1 Aralık 2015 Salı

Füruğ Ferruhzad




Füruğ Ferruhzad, (Farsça: فروغ فرخزاد, Forough Farrokhzad) (d. 5 Ocak 1935 - ö. 13 Şubat 1967), İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. İran'ın 20. yy'da yetiştirdiği en önemli kadın şairlerindendir.

Yaşamı

Babası Albay Muhammed Ferruhzad ve annesi Turan Veziri Tebar'ın yedi çocuğundan üçüncüsüydü. Mahalle mektebinde 9. sınıfa kadar devam ettikten sonra kız sanat okuluna gitti. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrendi. Hicivci şair Füruğ, 16 ya da 17 yaşlarına geldiğinde Perviz Şapur ile evlendi. Eğitimine kocasının yanında Ahvaz'da devam etti. Bir yıl sonra tek çocuğu olan Kāmyār'ı dünyaya getirdi. Evliliğinden iki yıl sonra 1954 yılında Füruğ, eşinden ayrıldı. Mahkeme Kāmyār'ın velayetini babasına verdi.Füruğ, Tahran'a geri dönüp şiir yazmaya devam etti ve Esir adını verdiği ilk kitabını yayınladı.1958 yılında İbrahim Gülistan'la tanışır ve dokuz ayını Avrupa'da geçirir. Şair bu dönemde yaşamının esin kaynağı olan şiirlerine devam eder ve hızla iki kitabını daha piyasaya sürer. Bunlardan ilki Duvar ve diğeri de İsyandır.İranlı cüzzam hastalarını ve onların sorunları ile ilgili olarak Tebriz'de film yapar. 1962 yılında filmi Kara Ev adını verdiği filmiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır. Film çekimi sırasında cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinir.1963 yılında Füruğ, Yeniden Doğuş adlı eserini yayınlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi yüksektir. Bu kitabıyla şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açmıştır.13 Şubat 1967 tarihinde öğleden sonra saat 14.30'da stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpamamak için direksiyonu kıran Füruğ, aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla 32 yaşında hayata gözlerini yummuştur.Modern İran şiirine önemli katkılar sağlayan şairin ölümünden sonra çalışmaları Soğuk Mevsim adı altında bir kitapta toplandı. Michael Hillman, Yalnız Kadın adıyla onun hayatını ve şiirlerini 1987 yılında yayınladı. Şairin şiirleri ve yaşamı hakkında daha pek çok makale ve kitap yayınlandı, hayatı filme çekildi.
Füruğ Ferruhzad şiirlerinde derin bir yalnızlık duygusu dikkat çeker. Bunun yanında, şiirlerinde kadınların sorunlarını da ele almakta, İran toplumunun kadınlara karşı uyguladığı ayrımcılığı eleştirmektedir. Bu fikirleri zaman zaman şiddetli tartışmalara yol açmıştır. İran'da kadınların yaşamlarının daha iyi hak ve koşullara kavuşmasını savunmaktaydı. Dönemindeki Şah'ın despotluğuna da karşı çıkmıştır. Şiirleri kimi zaman İran toplumunca erotik bulunmuştur.İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin 1999 yapımı Rüzgar Bizi Sürükleyecek filminin adı, şairin bir dizesinden alıntıdır.

Kitapları

  • Tutsak (Esir) (1952)
  • Duvar (1957)
  • İsyan (1959)
  • Yeniden Doğuş (1964)
  • İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına (Bu kitabı tamamlayamadan 1967'de öldü.)

Ödülleri


Kürtaj'a neden karşıyız?


26 Kasım 2015 Perşembe

GARNİER 3'Ü BİR ARADA


Şimdi sizlerle deneyimim olan bi üründen bahsedeceğim,kısa ve öz olarak hiç beğenmedim :(
Hiçbir etkisini görmedim, boşuna para verdiğimi anladım ,yazılanların hiçbiri doğru değil,tabi karar sizin denemek isterseniz siz bilirsiniz ama ben beğenmedim,etkili değil,yüzümü tahriş etti bana soracak olursanız almayın.

2 Kasım 2015 Pazartesi

Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları




Gizemli bir ada. Terk edilmiş bir yetimhane. Fazlasiyla tuhaf fotoğraflardan oluşan bir koleksiyon.
Tüm bunlar kurgu ile fotoğrafçılığı nefes kesici bir şekilde bir araya getiren ve unutulmaz bir okuma deneyimi sunan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları romanında keşfedilmeyi bekliyor.

Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi'nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine'in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.

New York Times bestseller listesinden 108 haftadır inmeyen, aklınızdan çıkmayacak eski fotoğraflar eşliğinde okuyacağınız Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, gölgelerde geçen bir macera arayan her yaştan okuyucuyu içine çekecek eşsiz bir roman.

OKUYAN KIZ



Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.

Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.

Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.

Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.

Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.

Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.

Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.

Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.

Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.

Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.

O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.

Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.

Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.

Rosemarie Urquico

Türkçeleştiren: Onur Çalı


5 Ekim 2015 Pazartesi

MISIR SALATASI

 
İçindekiler :
  • 1 adet donsurulmuş mısır
  • 5-6 taze soğan
  • 100 gram kornişon turşu
  • 1 çorba kaşığı ayçiçek yağı
  • limon
  • tuz

Tarifi Hazırlanışı :

Dondurulmuş mısırları çözdükten sonra 10 dakika kadar haşlayalım.
Süzgeçten geçirip suyunu süzelim.
Diğer taraftan soğanları ve kornişon turşuları ince ince kıyalım.
Hepsini karıştırarak içine biraz yağ tuz ve limon ekleyerek mısırlara ilave edelim.
NOT:Kornişon,küçük salatalı turşusudur.

ÇİÇEK RESİMLERİ ve İSİMLERİ




GÜL




LALE



KARANFİL



KARDELEN



KAKTÜS



KIRÇİÇEĞİ



LAVANTA



FESLEĞEN



FULYA



MANOLYA



ORKİDE



SARISALKIM



ŞAKAYIK



ASLANAĞZI



LİLYUM

3 Ekim 2015 Cumartesi

HATIRA DEFTERİ

Sizlerede fikir olsun diye bu defteri paylaşmak istedim çünkü hatıra defteri hazırlamayı düşünüyorum anılarımı iyi-kötü günleri mi bu defterde tutmak istiyorum sizlerde benim gibi düşünüyorsanız bu defter tam size göre internette dolaşırken buldum bu fotoğrafı sizlerede ilham olsun istedim,gezi fotoğraflarınızı yapıştırabilirsiniz,sinema-tiyatro biletlerinizi yada başka aklınıza ne geliyorsa  güzel bir söz-şiir bu defter sizin defteriniz olacak haydi başlayalım birilerine sizi hatırlatacak anılar bırakmaya varmısınız?

Hayat Sevince Güzel



Sevince kalbimizde
Umutlar çiceklenir,
Kötülükler kaybolur
Karanlığa gizlenir.

Hayat sevince güzel,
Sevince tatlı günler,
Bir kuşu kelebeği,
Bir taşı sevin yeter.   
            
Çok sevmeli herkezi,
Çünkü ömrün neşesi,
Dünyada en güzel şey,
Kalpde insan sevgisi.

Hayat sevince güzel,
Sevince tatlı günler,
Bir kuşu kelebeği,
Bir taşı sevin yeter.

Kızma başın kel diye,
Göbeğine üzülme,
Fakirlik ayıp değil,
Yeter ki sevmeyi bil.

Hayat sevince güzel,
Sevince tatlı günler,
Bir kuşu kelebeği,
Bir taşı sevin yeter.

15 Eylül 2015 Salı

TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ


 
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
                                          ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
 
 
 

4 Eylül 2015 Cuma

HOŞÇA-KAL

Bazen hiç anlamadan çıkıverir dudaklarımızdan,
Bazen derin bir acıyla söyleriz,
Gidenlerin ardından.
Belki bir gün yeniden görme umuduyla,
İki yabancı gibi karşılaşma korkusuyla,
Hoşça kal diyoruz gidenin ardından.
Canımızı yakıyor belki bu kelime,
İstemeden söyleriz zaten çok kere,
Gitme! Demeyi gururumuza yediremeyince,
Hoşça kalları siper ediyoruz önümüze. 

2 Eylül 2015 Çarşamba

HAKMAR GANİMETLERİ


Hakmar'a genellikle takip edenler bilir, kitaplar gelir perşembe günleri bende tabi bi kitap kurdu olarak kaçırırmıyım hiç hemencik alıverdim.Bu kitaplardan okuyan var mı varsa bana nasıl olduklarını söyleyebilirler mi hemencik başlayayım mı okumaya?

1 Eylül 2015 Salı

SABAHATTİN ALİ


25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğdu. Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısıyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamladı. 1921'de Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamadı ve aile çok zor günler geçirdi. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na girdi ve beş yıl burada okudu. 1926 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun oldu. Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yaptı, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl (1928-1930) orada okudu. Yurda döndükten sonra, Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliğine atandı. Aydın ve sonra Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yaptı.
1932 yılında Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yattı, 1933 yılında Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuştu. Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya gitti ve Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istedi. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine 15 Ocak 1934 tarihinde Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalıştı. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenip, 1936'da askere alınmıştır. 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938'de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınıp, askerliğini yaptıktan sonra 1941-1945 yılları arası Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır.
"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki topladı. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açtı, dava sırasında çok sıkıntı çekti. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamadı. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alındı, 1945 yılında İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başladı. Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kaldı, 1946 - 1947 yılları arası Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkardı. Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaştı, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatıldı, yazılar ve yazarları hakkında soruşturmalar açıldı. Dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yattı ve karşılaştığı baskılardan bunaldı. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".
Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı Cezaevi'nde üç ay yattı. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başladı, işsiz kalıp, yazacak yer bulamadı. Baskılardan uzaklaşmak için yurt dışına gitmeye karar verdi ancak kendisine pasaport verilmedi. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı bulamayınca da Bulgaristan'a kaçmaya karar verdi ve para karşılığı Ali Ertekin adlı bir kaçakçıyla anlaştı. Ordudan atılmış olan bir astsubay olan Ertekin, geçimini yurt dışına adam kaçırmakla sağlamakta, öte yandan Millî Emniyet Hizmeti Riyâseti adına ajanlık yapmaktaydı. Resmi açıklamalara göre Ertekin, "milli hislerini tahrik ettiği için" Sabahattin Ali'yi başına sopa vurarak öldürdü. Cesedin 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmasından sonra, 28 Aralık 1948'de tutuklanan Ertekin, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı. Yaptırımı 18-24 yıl olan adam öldürme suçundan, 15 Ekim 1950'de "milli hisleri tahrik" gerekçesiyle cezası indirilerek 4 yıla hüküm giydi.[1] Ancak yazarın yakın çevresi ise Sabahattin Ali'nin Kırklareli'de Milli Emniyet tarafından sorgulanırken işkence sonucu öldüğü ve Ertekin'in paravan olarak kullanıldığını iddia etse de bu hiçbir zaman kanıtlanamadı.[1] Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.[2]
Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950'li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.

VİNTAGE AŞKTIR





Eski olan her şeye bayılıyorum… Onca yaşanmışlık, temiz ve gerçek hisler, insan ilişkilerinde manevi değerlerin önemi ve daha nice güzel his…




Vintage aşktır aslında. Pek çok kişiye göre fazlaca saçma gelen bir aşk hem de…




Anlamak için ya aşık olmanız lazım yada o aşkın içinde yaşamanız.Zaten kendine çekecektir o zamanda siz gitmek istemeyeceksiniz hep vintagenin içinde sonsuza kadar kalmak ve bu hazzın size verdiği mutlulukla etrafınıza güzellik katacaksınız.


                          




Ne buluyorsun eski püskü şeylerde?.. sorusuyla sürekli karşılaşmanıza sebep olan kusursuz bir tutku bu… Bir kumaşa, kitap kapağına, oymalı sehpalara ya da çok özel bir broşa dokunarak tüm geçmişi, o dakika yaşayıp hissetmek ve bundan müthiş bir haz duymak…







NACİ EL – ALİ





NACİ EL – ALİ  : Filistinli karikatürist.

(Doğum. 1937, Filistin – Ölüm. 29 Ağustos 1987, İngiltere),

İsrail işgali sebebiyle ailesiyle beraber küçük yaşta Filistin'den göç etmek zorunda kaldı. Bir süre Lübnan'daki mülteci kamplarında yaşadı. Sabra ve Şatilla Katliamı'na bizzat tanıklık etti.

Küçük yaşta yaşadıkları kendisini derinden etkiledi ve gençlik döneminde Arap milliyetçilik hareketlerine katıldı. 1960 yılında Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. Özellikle Filistin davasına vurgu yapan karikatürleriyle kısa zamanda fark edildi. Çeşitli yayınlarda yer alan çizimleriyle ilgi gördü.

Filistin'in en ünlü sanatçılarından biri olarak kabul edilen Naci el-Ali, 40.000'in üzerinde karikatür çizdi. En önemli çizgi karakteri olan Hanzala, Filistin'in verdiği özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri oldu.